19 Ekim 2018 Cuma

BİR ŞEHRİ YAŞAMAK - II




ELMANIN DÜŞÜŞÜ VE SEMAVERİN YÜKSELİŞİ

“Amasya'nın elması
Elmaların en hası
Sen dururken neyleyim
Pırlantayı elması”
Dizelerinde dile gelen has elma da kalmadı has âşık da… Elma başka insan da başka… Sevgilisi için pırlantayı elması elinin tersiyle itecek kaç âşık kaldı ki? Artık Amasya’nın sembolü elma değildir. Yazar bu konuda şunları söylüyor: “Artık sığırımız Montofon veya Holstein; tavuğumuz Leghorn veya Newhempsire; domatesimiz Lucy veya Fantastic… Elmamız da Golden Delişiyöz veya Starking olmalıydı. Oldu da…” (s. 59)
Amasya denince akla elma gelmiyor artık. O günler geçmişte kaldı; türkülerde manilerde kaldı. Amasya denince akla semaver geliyor: “Kim ne söylerse söylesin, günümüzde Amasya denilince, akla elmadan önce semaver gelir… Amasyalı yemeğe çayla başlar, iftarını çayla açar. Semaver, sininin yanına yerleştirilen özel tahtında fokurdar durur. Sofradaki yemek çorbaymış, dolmaymış, yoğurtlu mantıymış, çeşit önemli değil. İllâ çay, illâki çay… Çay, yemekle beraberse açık içilir. Porselen demlikten alınan ilk demin adı ‘burun’dur. Sofra kalabalıksa, demliğe su çekilir. Buna ‘süzme’ denir. Sofra toplanır toplanmaz da, külhana kömür atılıp üstüne yedek demlik yerleştirilir.”(s. 64-65)



Amasya’da Gün Akşam

Bunca güzellemeye bunca söze ve hayranlığa karşı aklınıza Amasya’nın doğal olarak cennet gibi bir yer olduğu gelmesin, hayalinizde böyle bir yer canlanmasın. Çünkü Amasya hiç de öyle bir yer değil. Yazar da bunu çok net açıklıyor: “Amasya’da güneşin tepeyi dönüp de yalıboyunu aydınlatması sabahı iki saat sonraya; şehri vakitsiz terk etmesi de akşamı, bir o kadar geriye çeker. (s. 75) “Selağzında durup herhangi bir yöne doğru daire çizerek dönerseniz, etrafınızın dağlarla çevrili olduğunu fark edip bir tür hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu şehir Amasya’dır ve insan daha ilk bakışta kendini, işlediği bir suçun cezasını çekmek için konulduğu hapishanenin aşılmaz duvarlarla çevrili avlusunda hisseder.” (s. 125) Amasya’yı Amasya yapan başka şeylerdir. Meseala tarih, mesela efsaneler, mesela gelenekler…



Şehrin Hâlleri ve Mezar

Şehrin birbirinden ayrı yüzlerce hâli vardır. Yazar bunu şöyle anlatıyor: “Şehirler kırık aynalara benzer. Gölgeler hangi parçasına düşerse orada görünürsünüz. Günü bir kahvede, bir parkta, bir cami avlusunda veya evinizin balkonunda geçirmek zorunda kalan bir ‘insan eskisi’ değilseniz, hayat şartları sürekli koşturmayı emrettiğinden, değişik kırıklar arasında çabucak geçmeniz gerekebilir.” (s. 99)

Amasya sevdalısı yazarın Sivaslı oluşundan dolayı Amasyalılığı sorgulandığında bir şehirde doğmanın oralı olmak için yetmediğini, bunun ispatının şehri yaşamak olduğunu söyleyen yazar bu konuda şöyle hitap ediyor okuyucuya “Şehirde yaşamak ayrı, ‘şehri yaşamak’ ayrıdır. İkincisi, biraz olsun, şehirle bütünleşmek demektir.” (s. 99) Yaşarken böyle diyen yazar, ölümünden sonra da mezarı ile boğazlarımıza düğüm atan sessiz ve güçlü bir mesaj vermektedir. Amasyalı olduğunun tartışılmaz ve kesin ispatı gibi bir abideye dönüşen mezarı ile ruhumuza bir Amasya çentiği atan Özkan Yalçın’a Allah’tan rahmet diliyor ve sizleri Yedinci Şehir’i okumaya davet ediyoruz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumunuz kaydedilmiştir. Teşekkür ederiz.