12 Ekim 2018 Cuma

DON KİŞOT: HER ZAMAN VE HER YERDE YENİDEN YAŞANAN ŞİİR


DON KİŞOT: HER ZAMAN VE HER YERDE YENİDEN YAŞANAN ŞİİR

Bazı kitaplar vardır nerde ne zaman okunursa okunsun her seferinde bambaşka tatlar vererek apayrı, yeni ve zengin anlamlar kazanır. Bu kitaplar, asırlar geçse de kendi değerini korur. İşte Cervantes tarafından kaleme alınan Don Kişot böyle bir eserdir ve bu nedenle de bir klasiktir. Don Kişot her açıdan edebî eserle bilimsel eser farkını yansıtıyor. Don Kişot, fotoğrafların an’ı yansıtıp bir şekilde tüketilmesine karşı; tablolar gibi eskimez her dem yeni tablo gibi. Garaudy’nin “Don Kişot Yaşanmış Şiir” adlı kitabındaki ifadelerle bu durum şöyle anlatılıyor: “Bu efsane (Don Kişot) geçmişe ait değildir. O, geçmişi, geleceği ve şimdiyi içinde barındırır. Tarihin determinizmlerini kırarak ve insana geleceğinden sorumlu olduğunu hatırlatarak tarihi sorgular.” (s.26)

Don Kişot, Batılı ve katı bir perspektifle bize realite/gerçek diye sunulanlara karşı sesi, çağlar boyu yankılanacak bir isyandır. Çünkü böyle bir gerçek yoktur, bu gerçek iddiası sadece ve sadece amaçsız bir menfaat ve dünyevileşme arzusudur. Bize gerçek diye sunulan, merhamet ve paylaşma sevinci gibi duygulardan yoksun bir sömürü hırsıdır: “Realite adını vermekte görüş birliği ettiğimiz şey, kuruntu ve yalandır. Aslında bunu şöyle adlandıracaktık: İnsanın yabancılaşması. İlk defa Shakespeare ve Cervantes bağırdılar: “Kral çıplak!” Sizin gerçeğiniz sahte bir gerçektir. Anlamsızdır, çünkü gayesi yoktur!” (s.36)

Hayatımızda veya hayatımızın kısa da olsa en azından bir bölümünde hayal ve ideallerimizin gerçeklerden daha ön planda olduğu bir dönem olmuştur. Özellikle çocukluk ve gençlik dönemlerimizde yaşadığımız bu ruhsal Don Kişotluk çok özel bir durum olarak düşünülmelidir. Bu hususta da şöyle diyor Garaudy: “Haklı bir davaya inanmışsanız, bedeli ne olursa olsun, onun uğrunda sonuna kadar mücadele etmelisiniz. Bu durumda eyleminizin karşınıza çıkardığı her durumu da göğüsleyebilmelisiniz... Benim açımdan dünyanın en büyük günahı, umutsuzluğa kapılmaktır. İman sahibi olmak ise, fırtına ve kasırgalara rağmen sabaha ereceğinize ve günle buluşacağınıza inanmak demektir…” (s.13)

Her idealist bir parça Don Kişot değil midir? Her anlamda imkânsızı isteyen ve ona talip olan bir adam Don Kişot… Atı, sevgilisi, yardımcısı, her şeyi ve her durumu ile imkânsızın taliplisi… Onun mücadelesi; realizm ile hayalperestlik arasında bir yerlerde durur. Don Kişot’tan çıkardığımız ders bir insanın nereden geldiği değil nereye gittiğinin önemli olduğudur. Ya da başka bir ifade ile insanın nerede olduğu ve ne yaptığı değil ne yapmak istediğinin önemli olduğunun resmidir. İnsan irade sahibi bir varlıktır; kendisine ve kendi hayatına seçimleri ile anlam kazandırır: “Eserinin kaynağı, canlı kökeni, bir doğum olgusu değil, aksine tarihi bir tecrübeden hareketle, bir yaşama ve düşünme tarzının seçimidir.” (s.19) İnsanın hâlinin değil de gayesinin önemli olduğu gerçeğini vurgular her yönüyle Don Kişot… “Asaletin kanla değil, sadece faziletle edinildiğini ilan eden şövalye için soyunun ne önemi var!” (s.18)

Uzun ömrü boyunca hep ideallerinin ve hayallerinin peşinde koşmuş bir eylem adamı ve düşünür olarak Garaudy’nin Don Kişot üzerine yazdığı kitap okuyucu olarak bizleri heyecanlandırıyor. Kitap, Don Kişot üzerine olduğu kadar Cervantes üzerine yazılmış bir eser. Garaudy, Don Kişot için “Yaşanmış Şiir” alt başlığını kullanıyor. “Benim Üstadım Don Kişot’tur. Yirmi yaşından itibaren kendime rehber edindim ben onu. İdealin gerçekten daha doğru olduğuna inanan Don Kişot’u. Hiçbir fırtınanın baş eğdiremediği o kahramanı…” (s.13)

Don Kişot’un macerasının daha doğrusu mücadelesinin komik bulunması veya öyle zannedilmesi konusunda da şöyle diyor: “Don Kişot, o Ermiş Şövalye, paranın yeni bir hükümdarlığının doğuşuna kucak açan bir asrın bütün kurumlarıyla, cesaretini ve umudunu kaybetmeksizin “ha bire” çarpışır. Öylesi bir asırda, korku ve ayıplanma nedir bilmeden yapılacak böylesi bir âlicenaplıksa, elbette artık sadece alaya alınmakla ve başarısızlıkla sonuçlanabilirdi.” (s.14)

Kitap boyunca Don Kişot örnekliğinde Sanco Panza’nın tanıklığında Cervantes’in üretkenliğinde bir bütüncül durum ortaya çıkıyor. Bu bütüncül durum bir Endülüs’e Ağıt ortaya çıkarıyor. Çünkü Endülüs; Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi farklı dinlerin mensuplarının, her soydan ve her inançtan insanın kültürel bir zenginlik ve farklılıklarıyla uyum ve birliktelik içinde yaşadığı bir medeniyet örnek bir kültürdü: “Müdejarların (İspanyol vatandaşı Müslümanlar)  mahallesinde çuhacılık yaptı dedesinin babası Cervantes’in…“Gırnata, Kurtuba, İşbiliye/Sevilla ve Armada için zeytinyağı ve buğday toplayıcısı olarak adım adım dolaştığı bütün Endülüs, Marcellino Menendezy Pelayo’nun yazdığı gibi, Cervantes’in ‘deneyiminin gerçek alanı ve ruhunun gerçek yurdu’ oldu. Cervantes, Endülüs geleneğinde en esaslı noktaları dillendirir: Hoşgörü ve daha da ileri noktadaki evrensellik duygusu gibi… Çünkü Endülüs’te asırlar boyunca Hıristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar birbirleriyle kaynaşmış hâlde yaşadılar ve kültürleri ile hayat tarzları, birbirinden karşılıklı olarak beslendi.” (s.18-19)

Garaudy, Cervantes’in Don Kişot’u; Endülüs’teki birliktelik ve bir arada yaşama deneyimine ağıt olarak yazdığını vurguluyor kitabı boyunca. Müslüman kökenlilerin Moriskoların Don Kişot’ta bambaşka bir yer tuttuğunu bunun da Cervantes’in özlemini hatta hayatını yansıttığını ifade ediyor. Müslümanlardan ve Yahudilerden ilham alan bir Endülüs’ün tarihin akışını değiştireceğini bu anlamda Rönesans’ın bir sakat doğum olduğunu söylüyor: “Tanrı ile ve O’na karşı olmayan gerçek bir ‘Rönesans’ XVI. Yüzyılda İtalya’da değil de XIV. Yüzyılda İspanya’da başlayabilirdi. Don Kişot, bize tarihin bu kaçırılmış fırsatını dillendiriyor.” (s.45)

Cervantes’in Don Kişot’u pek çok bakış açısıyla okunup değerlendirilebileceği gibi “insanın bu dünyada seyirci kalmadığının destanı” olarak okunup değerlendirilebilir. Çünkü o, bir ideal bir hayal uğruna dünyayı değiştirme çabası elbette ki en başta dünyayı ve hayatı yeniden algılama biçimidir. Hayatımızı ve seçmeden varoluşumuzu kuşatanlar gerçekleri değiştirme yolunda devrimci bir çabayı anlatıyor ve her zaman yeni kalıyor. Çünkü her çağda ve her yerde iyilik doğruluk güzellik yolunda hayata ve hayatımıza anlam katmak için değiştirilmesi gereken o kadar çok şey var ki. Büyüklük, asalet, hayatın anlamı, insanın kalitesi adına değişmesi gereken şeyler duvarlar örmüştür etrafımıza, Don Kişot, bu duvarlara karşı verilen acıklı ama bilinçli bir mücadelenin destanıdır. Garaudy,  Don Kişot’un ana mesajını da açıklıyor bize:

“Asil doğulmaz, asil olunur. İnsan uğruna hayatını feda etmeyi kabul ettiği projenin büyüklüğü ile asil olur. Don Kişot’un ana mesajı işte budur: Bir adamın kalitesi, kanına değil amacına bağlıdır: Hakiki asalet, faziletten ibarettir. Haytalar prensler arasında da görülür, baldırı çıplaklar arasında da… Büyüklüğün yurdu, sınıfı veya mezhebi olmaz.” (s.23)

İdeali peşinde bir mücadele verenler için Don Kişot hayatın anlamının ta kendisi… Bu noktada Garaudy’nin Don Kişot’u başka bir gözle okunabilir; hayatını Don Kişot olarak yaşayanlar için çok kıymetli ama Don Kişotlara eleştirel bakanlar için de önemli bir kitap. Ömrünüzün en azından bir bölümünde Don Kişot olmamışsanız -üzgünüm ama siz- niye yaşadınız ki?

                                                                                             


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumunuz kaydedilmiştir. Teşekkür ederiz.