9 Ekim 2018 Salı

SİTE-RİL HAYATLAR: ÇADIRDAN SİTEYE EV YOLCULUĞUMUZ




Köksal Alver’in Siteril Hayatlar kitabı, dikkat çekici bir ada ve aynı oranda ilginç içeriğe sahip. İncelediğimiz baskı, kitabın ilk baskısı ve Ocak 2007’de yayımlanmış. Yazar, kitabının ön sözünde yaşadığı bir olay üzerine kendisine “Neden siteler yahut siteril hayatlar? Neden mahallenin ve sokağın terk edilmesi, ıssızlaşması? Neden gösterişçi tüketim, statü merakı, imaj?” sorularını sorduğunu ardından “mekânın değişimini gösteren bu gelişmeyi” incelenmeye değer bulduğunu ve güvenlikli site olgusunun nedenlerini araştırmaya başladığını söylüyor. Yazarın belirttiği gibi bu gelişme; mekânların ve mekân algılarının, mekânla birlikte hayat tarzlarının değişmesinin de bir göstergesi olarak düşünülmelidir. Yazar İstanbul’daki güvenlikli siteler üzerine farklı çalışmalar yapılmasına karşın özellikle metropollerin dışındaki kentlerde güvenlikli site araştırmalarının hemen hemen hiç yapılmadığını söylüyor ve kitabında Konya’daki siteleri incelemesinin gerekçesini de açıklamış oluyor.
Siteril Hayatlar derken yazar, “site” çağrışımı olsun diye kelime oyunu yaptığını söylüyor. Yani “steril” kelimesini “siteril” olarak kullanmış. Bizim yazı başlığımız da yazarın bu oyununu iyice pekiştirmek için seçildi: Site-ril Hayatlar. Alver’in kitabında Siteril Hayatlar başlığının altında “Kentte Mekânsal Ayrışma ve Güvenlikli Siteler” altbaşlığı kullanılmış. Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölümün başlığı “Kültür, Kimlik ve Mekân”, ikinci bölümün başlığı “Kentte Mekânlar ve Hayatlar”, üçüncü bölümün başlığı “Güvenlikli Siteler ve Siteril Hayatlar”, dördüncü bölümün başlığı ise “Bir Güvenlikli Site Araştırması” olmuş. Kitabın ikinci baskısında bölüm sayısı üçe düşürülmüş ve kimi bölüm adları ve altbaşlıkları değiştirilmiş. Daha başta kitabın ismi bir yargı taşıyor ve bu yargı olumsuz. Kitap boyunca örtük bir dille site olgusu olumsuzlanıyor. En başta “steril” kelimesi bu noktaya taşıyor bizi. “Steril” Batı dillerinden gelmiş bir kelime ve "verimsiz, kısır" anlamına geliyor, ayrıca Türkçe karşılık olarak bu kelimeye "her türlü mikroptan arınmış" anlamında “arınık” önerilmiş özellikle tıptaki kullanımı için. Bu arınma, doğal olarak kitaba başlık olurken diğer insanlardan arınmayı anlatıyor. Site, kitap boyuncaKentlerde, belirli bir merkezden yönetilen, genellikle güvenliği sağlanmış toplu yerleşim merkezi” anlamıyla kullanılıyor. Kastedilen bir kompleks anlamında kültür sitesi veya sanayi sitesi değil.
Kelimelerle başladığımıza göre, yazarın kitap boyunca doğrudan ifade etmediği ama kitabının başlığı ve altbaşlığında açıkça olumsuzladığı “site” olgusuna bakışını daha iyi anlamak için kelimelerle devam edelim. Siteril “arınık” olduğuna göre hayat kelimesi de “canlı ve sağ olma durumu” olarak değil de “hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı” anlamında kullanılıyor. Yani kitap, siteleşme olgusunun arınık kendi dışındaki dünyadan tümüyle kopuk bir yaşama biçimi olduğunu iddia ediyor. Altbaşlık da bu ayrışmanın gerekçesini -yazara göre bahanesini- veriyor: Güvenlikli Siteler. Kitabın henüz başındayken sonunda yazarın nereye varacağını anlıyoruz, suçlayıcı ve yargılayıcı olduğu sezilen bir bakışı yakalıyoruz. Bu durum yazımızın da kitap tanıtımı olmasından da öte bir değerlendirme/eleştiri yazısına dönüşmesine yol açıyor.
Mahremiyet kaygısı toplumumuzun ortak değeri ve bu kaygı hepimizde var.  Apartmana veya kendi değerlerinden uzak semtlere ısınamayan halkımız sitelere nasıl bu kadar güçlü bir arzuyla yöneldi? Bu durumu iyi değerlendirmek gerekiyor. Mesela güvenlik kaygısı, eski mahalle kültüründe de olan bir kaygıydı; ama çevreyi bilmek tanımak mahalle insanını rahatlatıyordu. Mahallede kimin ne yaptığı az buçuk biliniyordu. Sitede komşular apartman hayatına göre daha fazla birbirini tanıyor biliyor. Güvenlikçiler ise ziyaretçi ve akrabalara kadar herkesi tanıyor. Seçkincilik arayışını inkâr etmeden bunun daha çok bir mahremiyet arayışı olduğunu da kabul etmemiz lazım. Müstakil evinin satıp siteye taşınan siteye kendini mahkum eden tanıdıklarınız yok mu hiç? “Neden böyle davranıyorsunuz?” deyince “Apartman arasında açıkta kalmış, fazla dikkat çeken bir evimiz vardı.” sözleri belli bir utanma ve mahremiyet arayışının eseridir. Dikkat çekmeme, çokça görünür olmama isteği geleneksel bir değerimiz olarak düşünülmelidir. Yoksa güvenlikçiye kim güvenecek bu da bir risk değil mi? Dünyanın en önemli otellerinde bile hırsızlık olabilir, en güvenlikli yerlerinde bile çocuklara yönelik suç işlenebilir.
Site insanı ve site çocukları apartmana göre daha kaynaşık ve eski mahalle kavramının yerini adeta siteler almış. Çocukların rahatça oynayabildiği kendi aralarında sosyalleşebildiği mekânlar bunlar. Site çocukları, diğer site çocuklarından da uzak değiller. Bizim komşu mahalle kavramının yerini komşu site almış durumda. Sitelerde konfor ve rahatlık inkâr edilemez. Su kesintisine karşı su deposu elektrik kesintisine karşı jeneratör var. Bunun yanında sosyalleşme daha fazla ve sitedekilerin hayatı daha iletişime açık. En azından çocukların oyun alanlarında sohbet eden, tanışan, arkadaşlıklar kuran site sakinleri gerçeği var. Sokaklarında delilerin bile rahatça gezdiği, komşunun bahçesinden elma aşırılan çocukluğumuzun mahallelerinden sonra ilk arkadaşların edinildiği aynı parkta yan yana salıncakta sallanılan site günlerinin özleneceğini hayal etmek hiç de zor değil. Site mantığı yeni bir komşuluk yeni bir hayat tarzıdır evet. Buradan yepyeni bir yönetim ve değer çıkarmak mümkündür. Apartmanda da bir yönetici olmasına rağmen apartmandakiler birbirinin hayatından çok uzaktır, sitelerde öyle değil. Çadırdan siteye doğru yürüdüğümüz süreç var sanırım ortada ve bu süreç, genel anlamda belki de aradığımız değerleri oluşturmak için bir basamak görevi üstlenecektir.
Siteler, zenginlerin harcı olmaktan çoktan çıktı. Ekonomik konutların bulunduğu siteler de mevcut artık. Burada Türk milletinin yeni bir yöneliminin olduğunu görmek gerekiyor. “Zenginler sitelerde, yoksul halk dışarıda” eleştirileri şekilci değerlendirmeden öteye gidemiyor. Toplu konut deneyimlerinden de hareketle söyleyebiliriz ki siteler, geleceğin konutlaşma ve şehirleşme sürecine yön verecek gibi görünüyor. Bu tarz bir şehirleşmeyi geleneklerimizle uyumlu hâle getirmek gerekiyor. Milletimizin yöneliminde bizim değerlerimize uygunluk göze çapıyor zaten. Ama bunun düşünsel altyapısını veya halkın bilinçaltını çözümlemek bulduğumuz verileri geliştirmek gerekiyor. "Cibril komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki nerede ise komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." hadisinin işareti yönünde bir site oluşumu üzerinde düşünülebilir, daire ve blok sayısı netleştirilebilir. Modern tıbbın verilerinden de faydalanarak yeni bir sentez oluşturulabilir. Mesela geriatri uzmanları; 8. Kat ve yukarısında oturan yaşlıların depresyon oranının yüksekliğine dikkat çekiyor. Çok yüksek yapıların onların ruhsal sağlığı için uygun olmadığını söylüyor. Bu ve benzer konular üzerinde düşünüp projeler üretmemiz gerekiyor.
Okunabilir ve okunduğunda ufkunuzu açabilir kitaplardan biri Alver’in kitabı. Alver’in yaklaşımı, tüm olumsuz bakış açısına rağmen “Anlamıyorum nasıl otururlar?” tarzında değil de “Niye oturmak istediklerini anlamak istiyorum?” tarzında. Bazı endişeler taşıdığı da malum. Bu endişelere Latin Amerika’da ve Güney Afrika’da bazı sitelerde görenlerin şahit olduğu o siteler için anlatılan yüksek site duvarlarında kalaşnikoflu güvenlikçilerin gezdiği; sosyal adaletin olmadığı, gelir dağılımın zalimce olduğu, zenginler ve yoksullar arasında bir uçurumun olduğu durumun simgesi siteler değil kastımız. Zaten böylesi bir durum, toplum olarak başarısızlığımız ve çöküşümüz olur. Tam anlamıyla değerlerden kopuş olan bu durumun bizde yaşanmayacağını düşünüyor site olgusuna olumlu bakıyorum. Bununla beraber benzer araştırmalara yön göstermesi ve öncülük etmesi, geleneksel olarak bizi biz yapan değerlerle etkileşim içinde yaşayacağımız evler, binalar ve şehirler oluşturma yolunda düşünce ve bilgi üretmeye dönük gayretinden dolayı yazarı tebrik ediyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumunuz kaydedilmiştir. Teşekkür ederiz.