19 Ekim 2018 Cuma

ŞEHİR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - III


ŞEHRİ DÜŞÜNMEK
Şehri düşünüp, şehri konuşuyoruz. Çoğu sohbet ve yazılarımızın konusunu şehir oluşturuyor. Şehir üzerine geliştirilen ya da yoğunlaşılan bunca düşüncenin sebebi nedir? Bu soruya farklı cevaplar vermemiz mümkün.
Eskilerden beri şehir, düşünce adamlarının düşünce nesnesi olmuş. Sanat adamlarının eserlerinde ise bir konu ve malzeme… Somut işleri olan sanat adamları; mimarlar, oymacılar, mobilyacılar, peyzajla uğraşanlar şehri güzelleştirmek için uğraşmışlar. Soyut meselelerle uğraşan sanatçı ve bilginler de öyle. Mimar Sinan, Selimiye’yi, Süleymaniye’yi ve diğer eserlerini inşa ederken bunu düşünmüş. Farabi Medine-i Fazıla’yı yazarken “Erdemli Şehri” düşünmüş. İbn-i Haldun şehir ve şehirliler konusunda medenililik ve bedevililik bahislerine girmiş, sosyolojik incelemeler ve düşünceler üretmiş. Öyleyse, şehir üzerine düşünmek gibi bir gelenek var ortada ve o geleneğin devamı olarak şehri düşünüyoruz.
Şehir, medine, site veya kent üzerine düşünmemiz modernleşememiş, feodal dönemde kalmış, imparatorluklar çağını yaşayan bir hâlin eseri de olabilir. Mekân olarak aynı mekân, dünya aynı dünya ama zaman, modern zaman. Belki şehri böyle boyutlu düşünmek  anakronik bir vak’a olarak çıkıyor karşımıza. Belki de nostalji. Çünkü zaman modern ulus-devlet zamanıyken, mekân ulus-devletin üzerinde konumsallaştığı bir coğrafya, belli bir toprak yani dikenli tellerle pasaportlarla çevrili bir toprak parçası iken şehri düşünmek bir tür gerilik alameti olabilir. Tam tersine, bazı yerlerde çok sağlam olmasına rağmen prototiplerine baktığımızda gördüğümüz, modern-ulus devletin değişimiyle küçülen yönetim gücü ve katı sınırlarla belirlenmiş toprak anlayışına karşı bir düşünce olarak, ileri bir aşama veya postmodern bir durum da olabilir. Her şeye rağmen şehri düşünmek moderne bir isyan gibi duruyor. Çünkü şehir, sınırları tel örgülerle belirlenmiş toprak anlayışlarına karşı duruyor. Şehirler, tel örgülerle birbirinden ayrılamayacak ve etkileri vizelerle sınırlandırılamayacak kadar kardeştirler. Semerkant, İsfahan, İstanbul, Bursa, Saraybosna, Belgrad veya Viyana akrabadır birbirine.
Yenilmiş medeniyetin çocukları olarak yeniden diriltmemiz gereken tarihi sorumluluklarımız bize şehri ve şehirlerimiz düşünme görevi de veriyor. Çünkü mirasını devraldığımız değerler bir şehirde hayat bulmuş, şehirli insanlara hitap etmiş, şehirde kurumlaşmış; önce adam gibi bir şehir medine, sonra medeniyet olmuştur. Buna dayanarak diyebiliriz ki:
Şehri düşünmek, yapay bir kavramlara ve onlarla düşünen insanlara ve onların yönetimi olan sınırlarla belirlenmiş daracık geniş olsa bile bunaltıcı yerleşimlerine karşı, bir güzel site ve şehirlerin birliği arayışıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumunuz kaydedilmiştir. Teşekkür ederiz.